Bedenimiz kaportamız!

Bedenimiz kaportamız!

Bugün, çocuğu okula bırakma sorumluluğu ile yola çıkılan güneşli ama normalden sıcak, adeta yazdan kalma bir günün sabahı. Tam yolu yarılamışken gün birden geceye dönüyor ve okula yaklaşırken aniden sert bir dolu yağışı başlıyor. Arabaların üstünden seken ceviz büyüklüğündeki her bir dolu tanesinin kaportalarda oluşturduğu göçükler içleri tam manasıyla cız ettiriyor. Mal canın yongasıdır derler, gerçekten de öyle!  

Neyse ki, okul yakın, kısa sürede varılıyor. Okulun üstü kapalı otoparkı da sığınmak için biçilmiş kaftan. Öğrenciler, sundurmanın altından okula güvenle ilerlerken dolu da hızını kesiyor. Yağışın kesilmesini beklerken yolun karşısındaki panoda bir not göze çarpıyor: Taze Hava Akımı’nı Başlattık! Altındaki karekod telefonla okutulunca açılan blogda okul, hastane, AVM gibi kapalı ortamlarda iç hava kalitesinin hangi kirleticilerden etkilendiğini anlatan yazılarla karşılaşılıyor.

Radon, uçucu organik bileşikler (VOC) ve CO2 gibi gazların ciğerlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini tanıtan bu yazılara göz gezdirince aslında bedenlerimizin de her birimizin adeta kaportaları olduğu ve önlem alınmadığı takdirde dışarıdan gelen zararlı etkenlere karşı nasıl da korunmasız kaldığı görülüyor. Sizce de bazen malımızı canımızdan çok önemsemiyor muyuz?

Çoğu okul sahibinin kayıt günleri sadece binanın depreme dayanıklılığı ve eğitim kalitesi ile ilgili bilgi verdiğini düşününce endişelenmemek mümkün değil. Gününün büyük bir bölümünü okulda geçiren çocuklarımız başta olmak üzere arkadaşları ve eğitmenlerinin yüksek bir bilişsel performansa ancak taze hava akımı ile beslenen altyapıya sahip bir sınıfta ulaşabileceğini, özellikle okul sahibinin de bu bilinçte olup olmadığını öğrenmenin şimdi tam zamanı!